Memleketimizin tek beyaz eşya dükkanının yaşlı sahibi, dükkanın önünde çırakla oturmuş çarşıya gelen her dişiyi izlemektedir. O sırada yine ne büyük rastlantı olarak ilçenin tek eczacısı olan İzmirli Berk Abi’nin yine bizim oralarda hiç olmayan “beyaz tenli” karısı, ve evet yine bizim oralarda hiç bulunmayan kürküyle ancak dizlerine kadar örttüğü bacaklarını göstere göstere geçmektedir. Bu kadın hatırladığım kadarıyla Marilyn Monroe’ya çok benzemekteydi. Siyah ve daima bukleli saçları vardı. Arkadaşımın annesi olmasına rağmen 6 yaşında bir erkeğin bile hafızasında yer etmiş güzelliktedir. İlçenin diğer kara derili kıskanç kadınları bu kadın hakkında;
“-bu karı aslında o kadar beyaz değilmiş ama küvetine doldurduğu sütle, yıkanırmış! ” gibi şayiaları da hatırlarım. (evet bizzat annem etmişti bu lafı ahhaa)
Neyse bizim amca uzun uzun baktıktan sonra kafasını “heyhaat” diye iki yana sallar.
Çırak;
- Ne oldu emmi?
Emmi;
- Ne olsun oğlum, biz meğerse 40 yıldır eşşek sikiyormuşuz!
https://docs.google.com/document/pub?id=1sCtidErtjLHipZsJQkQmod-PJ9v3z4mVaao5UHcLy3I
Yanılmıyorsam yıl, 1989 Yatılı okula yeni başlamışım. Herkesin ağzında bir “Harika Avcı” mevzusu var. Harika Avcı’nın Harika avcılık yapan olarak anlayan ortaokul beynim büyük felakete doğru hızla ilerliyor..
Ortaokul 1. sınıflarla Lise sınıflarını aynı yatakhanede yatıran zihniyet, o küçük beynimde anlamadığım mevzuların dönmesine sebep oluyor.
Liseli abilerden birisi yatağının çarşaflarını yeni değiştirmiş, kendi kendine konuşuyor “kimlere layık bu yatak kimlere lan!!!” diye konuşuyor. Ergenlikle çocukluk arasında olan pek de sevilmeyen yaş grubumuzun en salağı olarak atlıyorum;
-Harika Avcıya layık abi!!
En son bana doğru yatağından uçan bi abi görüyorum. Sonra demir dolaplara çarpan kafamdan çıkan sesi duyuyorum.
Takip eden günlerde “hadi olum seni götürelim de Harika Avcı kim öğren” diye sinemaya götürülüyorum. Vizyonda; Harika Avcı’nın Kadir İnanır ile oynadığı bi film.
Hayatımın ilk erotiğimsi-öğretici filmini de muhteşem dayağımdan sonra görmek nasip oluyor.

“The Skin I Live In” İzlenimi;
Pedro Almodóvar’ emicesinin oğlu Agustín Almodóvar ile yazdığı, hastalıklı beyinlerin ürünü bu enfes bir hikayenin çok da ışıltılı olmayan bir şekilde yorumlanmasıdır. Pedro Almodóvar’ın anlatırken sekse vurgu yapma huyu bu filmde de var.
Mekanlar çok sınırlı kullanılmış. Neredeyse hiç geniş açı-mekan kullanılmıdığı için biraz daraltıcı gelebilir.
Amca, çok fazla ayrıntılarla meşgul olmamızı istememiş sanki.. Ahanda konu burada onla ilgilenin demiş.
Filmin başında “ne güzel kadın, ohş” hissi sonra, “ben benim ağzıma edim yav” haline dönüşmüştür o ayrı :)
Antonio Banderas, Elena Anaya (kendisine ayrıca saygılarımı iletiyorum) enfes oynuyorlar. Ama diğer oyuncular için bunu diyemeyeceğim ki zaten başka 3-4 kişi var.
Muhtemelen sabah uyandığımda bu film aklımda olacağı için bana kalırsa gidip sinemada izlemek lazım. (korsan izlemiş olabilirim siz yapmayın pis kaka)
Buika’nın “acıklı söylemeyecem lan valla billa” uğraşını takdir ediyoruz.
Genel çıkarım sorulursa eğer (burada sormadım lan gerzek diyenlerin ağzına plaj terliği ile vuracam)
Filmin aforizması; “öz’e dönmek arzusu öz’ün yerinde yeller esse de, kaçınılmazdır”

Merkezi devlet denilen organın bi boka yaramayan apandisit gibi olduğunu hep birlikte gördük. Her muhtarlık kardeş muhtarlık edinse, sadece #van a değil, diğer illeri de kapsasa; insanların devamlı yaptıkları yardımları oralara “kardeş kokusu” ile ulaştırılmış olsaydı, 30 yıldır bunlar yaşanmayacaktı.
Yeni aldım Murat’in haberini. 10 yaşlarında en iyi arkadaşımdı.
Vangölü’de sabahtan akşama kadar sudan çıkarmayı bilmezdik o kara bedenlerimizi. Birgün çıkamadı, baygın tutup çıkardılar sudan ama O gün ölmedi.
Suyun alamadığını dün toprağa vermiş Murat..
Erciş’deki kaderini bekledi.
23 yıldır görmemiştim halen çocuk hatırlıyorum muradı.. kara, sıska, koca ağızlı inci dişli murat..
Yerin Cennet olsun.. Çocukların temiz insanların memleketinde, benim mahallemin emaneti.. merak etme..
İnananlar için bir ek;
Allah’dan geldik ve O’na döneceğiz (bakara suresi 156)

Bay felaket olarak bilen ve ekonomiye yönelik tahminleriyle son günlerde
öne çıkan Amerikalı yatırım uzmanı Dr. Marc Faber’den ilginç bir yorum
geldi.
Amerika’nın kurtuluşunun hayat kadınlarına ve biraya bağlı olduğuna dikkat
çeken 65 yaşındaki Bay Felaket diğer alternatiflerin hiçbirinin ABD’ye bir
faydasının olmadığını iddia etti.
Bay Felaket’in krizden çıkış formülü ise şöyle: “Federal Hükümet bize 600
dolar değerinde bir geri ödeme yapıyor. Eğer bunu Wal-Mart’da harcarsak
para Çin’e gidecek, bir bilgisayar alırsak Hindistan’a, benzin alırsak ise
Araplar’a, sebze ve meyve alırsak Meksika ve Guatemala’ya gidecek.
Düzgün bir araba alırsak Almanya’ya, gereksiz çer çöpe yatırsak Tayvan’a
gidecek ve bunların hiç biri Amerikan ekonomisine fayda sağlamayacak,
parayı ülkemizde tutmanın tek yolu hayat kadınlarına ve biraya harcamak,
çünkü artık ABD’de üretilen tek şey bunlar. Ben üzerime düşeni yapıyorum.”

“Ülkenin varlığı ve bağımsızlığını, Ülke toprağını ve halkın kırılmaz kardeşliğini koruyacağıma; halkın kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve özgür Cumhuriyete ve evrensel değerlere bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, sosyal dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve İnsanlık onuruna sadakattan ayrılmayacağıma; Türkiye Halkları önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim.”
Derin bir iç çekişi yaşıyorum devamlı.. nefes almayı unutuyorum.Bazen öfkeli bazen kırgın.. çok az da neşeliyim.. Kötü bir yemek misali..
Yüzün silikleşiyor, buna karşı koymaya çalışıyorum. Bir şâki, bir ayyaş yada bir bedevi gibi sultanın hazinesine dalmış da muhafızlar yakalamış beni.. yüzüm hazineye dönük, o göz kamaştırıcı hazineden uzaklaştırıyorlar sanki..
Ben o güzelliği çalıp götürmek için girmedim ki hazineye.. Belki bir zaman seyreylemek, dünya güzelliği ile ruhu doyurmaktı emel.Yüzün silikleşiyor, karşı koymaya çalışıyorum…
2009
1- Her isteyen istediği görüşü ideolojiyi benimseme hakkına sahiptir.
2- Her isteyenin bu görüşleri benimseme hakkına sahip olduğu gibi bunları istediği her ortamda dile getirme yazma hakkına sahiptir
3- Bunları dile getirme yazma hakkına sahip olduğu gibi bunların propagandasını yapma ve bu amaçla örgütlenme , insanları da örgütleme hakkına da sahiptir
4-Süren sistemin bu görüşe uygun bir rejim kurulmasına izin vermeyeceği bir noktadan sonra engelleyeceği ve bunun hiç bir barışçıl çözümü olamayacağını ve illaki bir aşamada mevcut sistemle bir çatışmanın kaçınılmazlaşacağını söyleme hakkına sahiptir
5- Bu çatışmanın kaçınılmazlığını dile getirmeyip silahlanma ve karşı güçler oluşturmak için çağrı yapma, silahlı mücadele dahil açık çağrı yapma hakkına sahiptir
6- Mevcut sistemin karşı görüşün gelişip iktidar olmasına asla izin vermeyeceğini düşünerek kendi örgütünü kurup içerisinde yer alıp ”fiilen” çatışma hakkına sahiptir.
KAÇINCI MADDEYE KADAR GELEBİLDİNİZ?
Tüm bu maddelerdeki önermeleri ülkemizin belli başlı sorun-ideolojilerine uygulayın.
Ama biliyorum ki düşünceni yazıp anlatıp dile getiremeyeceksen ve sırf kendi kafanın içinde kalmaya mahkumsa düşünme özgürlüğünün anlamı yok.
Ve biliyoırum ki paylaştığın ve başkalarının da düşüncesi olabilmiş olanı hakim kılmaya çabalamayacaksan bunları düşünmüş ve paylaşmış olmanın anlamı yok
ve yine biliyorum ki her bir sistem mevcudiyetini korumak ve kendini yok edecek olana geçit vermemek gibi bir yapılanma içindedir.
Ertuğrul Timur